Gezi Parkı direnişinin beşinci günü biterken, yeni üretimlerine devam eden güzide gazetemiz Yeni Şafak, yememiş-içmemiş ve dört başı mamur bir habere daha imza atmayı başarmıştı. 6 Haziran tarihli gazetemizin sürmanşetinde, Tamer Alperen "Houston'dan ölüm emri" isimli kürdili hicazkar makamından çalan çalışmasıyla gözlerimizi yaşarttı. Haberimize buyrun:
"Gezi Parkı eylemlerini organize eden örgütlerin kullandığı "Zello" adlı internet programının gösterilerden önce Türkiye'deki grupların kullanımına açıldığı ortaya çıktı. ABD'nin Houston kentindeki bir IP adresinden eylemcilere "Ölseniz de çekilmeyin, bir şey yapamazlar" talimatı verildi.
İstihbarat birimleri, Gezi protestosunun hükümete yönelik şiddet eylemlerine dönüşmesinde ABD'den gönderilen talimatların etkili olduğunu belirledi. Tespitlere göre, İP, CHP'liler ve sol örgütlerin oluşturduğu 200 bin kişilik kitle, cep telefonlarını telsiz gibi kullanma imkanı veren Zello haberleşme ağıyla yönlendirildi."
Haber o kadar absürddü ki, daha sonra bu konuya - diğer pek çok haberlerinde olduğu gibi - gönderme bile yapamadılar. Yine istihbarat kaynaklı, ama içinde "IP adresleri dışında" somut (!) veri bulundurmayan bu doldur-boşaltta, "İP, CHP ve bir kaç sol örgüt" tanımı yerli yerindeydi. Tüm iddiların ömrü bir ya da iki günlüktü belki; fikri takip yoktu. Ancak bu konuda bir istikrarın var olduğunu es geçmeyelim. Baştan beri, kitle hep aynıydı: İP, CHP ve kıçıkırık bir kaç sol...
"Talep değil muhtıra" diye duyurulan haber, Taksim Dayanışması ile hükümet arasındaki ilk somut görüşmeye yönelikti. "Heyettekilerin sıraladığı istekler, uzlaşma ümidini azaltan cinstendi" yorumu, gelecekte de olayların nasıl görülmek istendiğine dair bir fikir verebilirdi. Demek ki, "yenilgi" hissiyatı uyandıracak her ifade, yorum ve resimden özenle uzak durulmalıydı.
"Kalabalıkta 75 örgüt lideri tespit edildi", Ankara'da gençleri provoke eden "diplomatik provokatör" Shayan Shamloo, ABD'li ajanlar gibi bilumum "Çin işi-ajan işi" içeriklerimiz de, hava raporu kadar rutin hale gelmiş ve aralara serpiştirilmişti. Bir gün sonra olmayacaklarından, ciddiye almaya değmez. Tıpkı iki gün Miraç Kandili'nde sokak savaşı yapılıp isyan çıkacağına dair safsatalarına hiç yayınlamamışlar gibi davranıp, "Eller af ve barış için açıldı" mistisizminde durulmak gibi...
6 Ağustos 2013 Salı
5 Haziran: 'Sakin' nüsha
Gezi Parkı sürecinin coşku veren gazetesi Yeni Şafak, önce "reklamcıların şantajı", sonra "yabancı ajanların" varlığına bağladığı eylemleri, yeni keşifleriyle sürdürdü.
İstihbarat dairesinin güzide muhabiri Tahir Bey'in günlük mönüsünde sıra Beyaz Kuvvetler'indi. Özel Harp Dairesi’ne bağlı Beyaz Kuvvetler devreye girerek grupları yönlendirdiler haberi, içerik olarak üç aşağı beş yukarı aynıydı. Yalnız, provokatörün her gün kılık değiştirmesi enteresandı tabii...
Gazete, Erdoğan'ın yurt dışında olmasının da etkisiyle ilk sayfadan RTE'siz çıkarken, Arınç ve Gül'ün görüşmesinin getirdiği havayla "sağduyuya" vurgu ön plandaydı.
GERİLİM DÜŞTÜ manşetinde Arınç'ın polisin şiddeti için özrünün yanında, normal şartlarda haberleri pek büyütülmeyen BDP ve MHP'nin "eylemlere açıktan destek vermediği" için teşekkür edilmesi de oluşturulan "sağduyu iklimine" katkı yapması için ön plana çıkarılmıştı. Hatta Kılıçdaroğlu'nun "Hepimiz ders çıkarmalıyız" ve Bahçeli'nin “Gaz yesek de gaza gelmeyiz” sözleriyle, otoriteye hiç dokunmayan, ama meydandakilere giden mesajlar başlığa alınmıştı.
Ayrıca bu gibi kriz durumlarında sıkça başvurulan ekonomik kayıp haberi de yerli yerindeydi. Gazetenin "Türkiye kaybetti" haberinde "Borsaİstanbul bir günde 33 milyar dolar kaybetti. Faizlerin yükselmesiyle 1 yılda devlet kasasından 1 milyar TL çıkacak. Sokakta zarar 70 Milyon TL" ifadeleriyle, mali gerçekler vatandaşımızın yüzüne bir kapı gibi çarpıldı. Yani Hasnun Amca'mızın "Yiğit Bulut o kadar delirdi de, boşuna değildi. Üç ağaç için yaptığınız goygoy, 33 milyar dolarımıza mal oldu. Nedir yani?" serzenişinin haberleşmiş halini görmekteydik sayfamızın alt köşebendinde.
Ekonomiden anlamam. Dolayısıyla o gün verilen rakamların - ne kadar meblağ olduğunun bence hiçbir önemi yok! - şişirilip şişirilmediğini ayrıca teyit gerekir. Yok, 33 milyar iyi para; hani doğruysa ben de Jölekeş Yiğit'in peşine gideceğim de, ondan dedim.
Sayfanın altında bulunan Abdullah Cömert'in ölüm haberiyle ilgili paklama çalışmalarına da değinelim. "Ölüm nedeni silah değil" başlığı, hayatını kaybeden Abdullah'ın haber spotunda olağan şüpheli olarak bile "polis" ifadesi bile geçmezken, acılı ailenin medya mensuplarına tepkili olduğundan dem vuruluyor. Sabır isterim ben yaradandan...
İstihbarat dairesinin güzide muhabiri Tahir Bey'in günlük mönüsünde sıra Beyaz Kuvvetler'indi. Özel Harp Dairesi’ne bağlı Beyaz Kuvvetler devreye girerek grupları yönlendirdiler haberi, içerik olarak üç aşağı beş yukarı aynıydı. Yalnız, provokatörün her gün kılık değiştirmesi enteresandı tabii...
Gazete, Erdoğan'ın yurt dışında olmasının da etkisiyle ilk sayfadan RTE'siz çıkarken, Arınç ve Gül'ün görüşmesinin getirdiği havayla "sağduyuya" vurgu ön plandaydı.
GERİLİM DÜŞTÜ manşetinde Arınç'ın polisin şiddeti için özrünün yanında, normal şartlarda haberleri pek büyütülmeyen BDP ve MHP'nin "eylemlere açıktan destek vermediği" için teşekkür edilmesi de oluşturulan "sağduyu iklimine" katkı yapması için ön plana çıkarılmıştı. Hatta Kılıçdaroğlu'nun "Hepimiz ders çıkarmalıyız" ve Bahçeli'nin “Gaz yesek de gaza gelmeyiz” sözleriyle, otoriteye hiç dokunmayan, ama meydandakilere giden mesajlar başlığa alınmıştı.
Ayrıca bu gibi kriz durumlarında sıkça başvurulan ekonomik kayıp haberi de yerli yerindeydi. Gazetenin "Türkiye kaybetti" haberinde "Borsaİstanbul bir günde 33 milyar dolar kaybetti. Faizlerin yükselmesiyle 1 yılda devlet kasasından 1 milyar TL çıkacak. Sokakta zarar 70 Milyon TL" ifadeleriyle, mali gerçekler vatandaşımızın yüzüne bir kapı gibi çarpıldı. Yani Hasnun Amca'mızın "Yiğit Bulut o kadar delirdi de, boşuna değildi. Üç ağaç için yaptığınız goygoy, 33 milyar dolarımıza mal oldu. Nedir yani?" serzenişinin haberleşmiş halini görmekteydik sayfamızın alt köşebendinde.
Ekonomiden anlamam. Dolayısıyla o gün verilen rakamların - ne kadar meblağ olduğunun bence hiçbir önemi yok! - şişirilip şişirilmediğini ayrıca teyit gerekir. Yok, 33 milyar iyi para; hani doğruysa ben de Jölekeş Yiğit'in peşine gideceğim de, ondan dedim.
Sayfanın altında bulunan Abdullah Cömert'in ölüm haberiyle ilgili paklama çalışmalarına da değinelim. "Ölüm nedeni silah değil" başlığı, hayatını kaybeden Abdullah'ın haber spotunda olağan şüpheli olarak bile "polis" ifadesi bile geçmezken, acılı ailenin medya mensuplarına tepkili olduğundan dem vuruluyor. Sabır isterim ben yaradandan...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
