17 Temmuz 2013 Çarşamba

4 Haziran: Hey yabancı!

Süreçteki bol yalanlı nüshalarımızdan birisi, 4 Haziran'da raflardaki yerini aldı. Manşetimiz, - elleri dert görmesin, her gün manşetimizi kurtaran istihbarat raporcumuzdan yine - "Meydanda yabancı var".

"Göstericilerin içine sızarak şiddete yönlendirenleri tek tek tespit eden emniyet birimleri, olayların Türkiye geneline sıçramasında bin kadar provakatörün görev aldığını belirledi. Listede yabancı ajanlar da var." 28 Şubat'ta da çalışan bu ajanlar, CHP, İP ve marjinal sol grupların içinde fink atıyormuş.
Meydandakileri CHP, İP ve marjinal sol gruplara indirgemek normal. Bilgi Üniversitesi anketine göre yüzde 65'i hiç bir partiye oy atmamış/üye olmayan gençlerin olduğu meydan olarak verecek değil ya! CHP kurumsal olarak bile yok meydanda. Ama önemli değil. Gazeteyi okuyan gidip bakmaz ne de olsa... 

Her sayfada, haber spotlarında sürekli 28 Şubat vurgusunun olması boşuna değil. AKP'yi iktidara taşıyan, müdahalenin tillahının yapıldığı o dönemden çok güçlü bir şekilde çıkan bu hareket, "alimallah" bunları da ezer geçer morali pompalanıyor alttan alttan. 

Zaten o düşünce, sürmanşetimizde duyguyla yazılmış şu satırlarımıza sinivermiş: "11 yıllık iktidarında Cumhuriyet Mitingleri, 367 krizi, 27 Nisan e-bildirisi, Danıştay saldırısı ve Balyoz darbe planı gibi tezgahlarla demokrasi dışı müdahalelere maruz kalan AKP, şimdi de taksimde benzer bir oyunun figüranlarının hedefinde."

"28 Şubat’taki gibi vazife çıkardılar", Yiğit Bulut'un 3 Haziran Pazartesi günü sinir küpü şeklinde verdiği kaçık komplo teorisinden türetilmiş. Yeni uydurulan bir kavramla enfes dezenformasyon örneği:  "Faizlerin tarihin dip seviyelerini görmesinden rahatsız olan faiz lobisi, eylemleri bahane ederek MB’den faizleri yükseltmesi gerektiğini iddia etti."

Zaten bunu diline dolayan Başbakan ve gazeteleri de, bir kaç gün sonra "ulan bu ne ola ki" deyip, söylediklerini unutmuş gibi yaparak saçmaladıklarını anladılar. Ama halkımızın ufak da olsa bir bölümü, lobide oturan bir takım şişman kişilerin Gezi Parkı'na bakıp bakıp "Ulan ne iyi oldu be" dediğini düşünüyor olabilir. O da kâr hanesine yazılır. 

Çok malzeme var. Uzatmayıp, 4 Haziran gazetemizin en bomba iki çalışmasını aktaralım.

1. Dozer kaçırıp TOMA’YA SALDIRDILAR
Altında eşsiz bir metin var yemin ediyorum : "Tomayı  hedef alan göstericiler, polisin sağduyusuyla amaçlarına ulaşamadılar”

Sinir gülmesinden midemiz çatlamasın deyu, gönül hemen başka bir habere geçelim ister.

2. Hedef Miraç gecesi sokak savaşı
İstihbarat raporlamış: "Yasadığı grupların yarınki Miraç gecesinde de sokakları ateşe vermeye hazırlandığı tespit edildi."

Ertesi gece: Miraç kandilinde Gezi'de İhsan Eliaçık, Yasin süresi okudu, Çevreciler edilen duaya "amin" dedi. "Sarhoş dinsizler" de sessiz sessiz kandil simitlerini yedi. Yani, "Cafer'e bez getirin."

3 Haziran: Sondaj başlasın



Güzide yayın organımız ve etki-tepki içinde olduğu Bilecikli olaydan bi-haber farazi okuyucumuz Hasnun Galip Amca arasındaki etkileşimin üçüncü günündeyiz. (Hasnun Galip kim? Bkz. 1. gün)

3 Haziran. Gezi'de komün kurulmuş, şarkılar, türküler var. İnsanlar tartışıyor ve gördüklerine şaşırıyor. Yeni kurulan kütüphaneye kitaplar taşınıyor. Çiçek ve bahçe sulamaları başlamış. Kürt hareketi kampında coşkulu halaylar var. Bunları - hâşâ - göremeyeceğimiz sayfalarında, bakalım gazetemiz, cilalı masasının başından neler yazmış?

"Reklam şantajı" manşetiyle çıkan Yeni Şafak, "Uluslararası ajansların Türkiye temsilcileri Taksim olayları başlar başlamaz gazete ve televizyonlara verdikleri ilanları durdurdu" derken, olayın "reklam üzerinden siyasi operasyon" görüntüsü verdiğini iddia ediyor. Yani altını "Houston, lobi, ajan, marjinalleri kıl, tüy" diye doldurmaya başlayacakları eylem için zemin çalışması görüyoruz. 

İlk iki günkü şok atlatıldıktan sonra, ufaktan sağcı refleksler belirmiş durumda: Her işin altında (her işin derken evde mayaladığınız yoğurt da dahil!) "yabancılar" (mümkünse İsrail, ABD, Batı-çatı, bilumum şer odakları) aramak gerekir. 

Önce şu MindshareWorld, MediaCom ve Universal'dan gelen açıklamayı aradım, tam bir metin bulamadım.Yeni Şafak'taki haberde, "ileriki tarihlerde verilecek ilanları gözden geçirecekleri iması şantaj olarak yorumlandı" yorumu var. Bir alttaki spot, gülünç: 

"Gösterileri sağduyulu veren gazete ve televizyonlar (efenim??) reklam ajanslarının öncelikli hedefi oldu. Yeni Şafak'a bilgi veren reklam yöneticileri, "Olağanüstü hallerde reklam iptalleri olur. Fakat ilk kez bu çapta iptaller oluyor. Reyhanlı patlamasında bile böyle bir hassasiyet yoktu" dediler. 

Altta ise yerli ajansların "rahatlığından" dem vurulmuş: "Yerli ajanslar ise yabancı ajansların aksine yaşanan olayların reklam politikalarını etkileyecek çapta olmadığını ifade ederek rutin programlarını sürdürdü. 

Manşetteki alengirli mavzuların ardından, okurumuza yönelik daha damar mallarımız altta sıralanmış. "Göstericiler belediye otobüslerini yakıp, işyerlerini yağmaladı. Toplamda 18 belediye aracı, 4 otobüs, 89 polis aracı, 94 işyeri, 4 bina ve çok sayıda otobüs durağı yakıldı."

İçeride bu "yağma" haberi tam sayfa görülmüş. "Kamu zararı 20 milyon, özel kurumlarda tespit yapılamadı" diyor. Gören Hasnun Emmi'nin kan beynine sıçrıyor tabii. "Vay köpekler. Neler yapmışlar neler!" Devletin bu zararı hangi aracı sigorta korumuyla nasıl, ne şekilde ödeyeceğini insanlar bilmez tabii. "Yapanlar bu zalimler, ama zararı sizler ödeyeceksiniz" düşüncesi zerk edilir beyinlere.

"Yağmalanan" işyerleri, buna rağmen her gün yüzlerce Gezi insanına tuvaletini açtı, yemek verdi. Ha, öyleyse şu çıkıyor burdan: Yağmalasan da seviyoruz seni devrimci. Emniyet zabıtındaki rakamları yazıp duran gazete, Harbiye'de polis müdahalesinin belini kırmak için, ekmek teknesi otobüsünü yola enlemesine park ederek "siper" olan halk otobüsünü de buna dahil etmiş mi acaba? O efsanevi gözden mi kaçırmış gazete? Tüh tüh.

"Işıklar söndürüldü, tencere-tava işleriyle 28 Şubat provası yapıldı" haberinde olayı CHP'ye mal etme çabası var. Israrla CeHaPe'ye yamamaya çalışıyorlar, çünkü eğer iş onlara kalırsa alt etmek çok kolay. "Yasadışı örgütler sahnede" haberinde AKM'ye çekilen pankartlar ön planda. Arayıp da bulamadıkları mal, daha sonra ısıtılabilir. Rezervde dursun.

2.7 milyar ağaç dikildi haberi ise içeride yarım sayfa verilmiş. Orman Bakanlığı'ndan alınma basın bülteni kıvamında "2002'den bu yana ülkemizi yemyeşil yaptık" edebiyatı var. Hasnun Amca'ya "üç ağaç" ile "2.7 milyar ağacı" kıyaslama şansı veren bir haber. Çevreyse, onu da biz biliriz hamdolsun.

16 Temmuz 2013 Salı

2 Haziran: Yandı gülüm keten helva


Meydan gitmiş, iş bitmiş. TOMA’lar güme gelmiş. Gündüz gözüyle eylemlerin içinde AKP’ye oy verenlerin de olduğu, öyle CHP-DİSK-Gürsel goygoyuyla geçiştirilemeyeceğini anlaşılmış. Dolayısıyla şimdi soru sorma vakti.

Soruyu sormuş da, yanlış olmuş. “Öfkeyi kim yönetiyor?” yerine “Öfkenin nedeni kim/ne?” diye sorulmasını gerektirir gazetecilik. Böylesine bir olayın ardından ilk gün yapılacak analiz budur: Nedeni ne? Ama kendileri de öfkenin nedeni olan zat-ı muhteremi çok iyi bilmelerine karşın, o mevzuya girilemiyor elbette. Anlıyoruz.

Peki sorabildiği sorudan gidelim. “Kim yönetiyor?” Buyurunuz, spot konuşsun:
“Gezi Parkı’nda ağaçların kesileceği iddiasıyla başlayan gösteriler 46 ile sıçradı. Başbakan Erdoğan’ın itidal çağrısı ve CHP’nin Taksim’de miting yapmasına izin vermesinin ardından polis çekildi. Medyanın körüklemesiyle düzenlemeye tepkiyi ve CHP muhalefetini aşan öfke dalgasını kimin yönettiği sorusuna cevap aranıyor.”

1. “ağaçların kesileceği iddiasıyla…” – Kesildi anam, iddia filan değil. Üç tane kesildi. Dozeri sokmayayım gözüne.
2. “Erdoğan’ın itidal çağrısı” – İtidal? Which itidal?
3. “CHP’nin Taksim’de miting yapmasına izin vermesinin…”  - Ne CHP’si, ne mitingi? Kadıköy’den Taksim’e gelen CHP’lileri gördük. Parktan babam mı dışlandı ilk gün?
4. “Medyanın körüklemesiyle düzenlemeye tepkiyi aşan öfke…” – Medya körükledi. Hatta o kadar körük basmış ki, buzuldaki penguenler bile sıcaktan haber kanallarına kadar inmiş o gece.
5. “…öfke dalgasını kimin yönettiği sorusuna cevap aranıyor.” – Valla bir gün sonradan itibaren bu soruya vereceğiniz süpersonik cevaplara kılıfa gerek yok. Direk başlayabilirdiniz, bir gün kârınız olurdu.

İlk sayfada Tayyip’ten bir demeçle olayı yumuşatmaca: “Polisin gaz kullanımında yanlışlık var. Bırakın yürüsünler.” Arınç: “Birileri halktan özür dilemeli.”

Haberler ve üslupta hep bir alttan alış var. Henüz daha şoktayız belli ki. Faiz lobileri ve bilumum komplo teorilerine girmeden, şöyle bir toplanan kalabalığı yumuşatmak lazım. Doğru strateji.

Altta habercilik: Çivili top. “Eylemcilerin attığı taş ve çivili toplardan 63 polis yaralandı”. Beş gündür insanlara eziyet eden polisin kapalı alana gazı (Divan Otel lobisi, 31 mayıs) başta olmak üzere tek satır yazmayan gazete, 63 polisin yaralandığından bahsediyor. Hemi de vahşi vahşi çivili şeylerle! Lakin, kim saydı bunu, hani kaynak? Bilemem.

Twitter’la ilgili mantıklı bir toparlama. Hani illa bir haber yapılacaksa, o gün olması gereken bir haber Twitter fenomeni. “Yalan-yanlış haberler yapılıyor” tam kendi kitlelerini kristalize etmek için harekete geçilecek nokta… Çünkü milyonlara varan mesajın olduğu bir mecrada yüzlerce, binlerce abartı ve dezenformasyon mesajı da var haliyle... Seç, beğen, koy. Kitleni güdüle. Aklın yolu bir.

İkinci gün de bitti Hasnun Emmi. Allah kerim.

1 Haziran: Şaşkın ördek



31 Mayıs Cuma sabahı 05.00’te parkta nöbet bekleyen insanlara sivil polislerin, daha sonra hükümet yetkililerinin de kabul buyurmak zorunda kaldıkları üzere “sert ve uygunsuz” giren polisin şiddeti, öğleden sonra geniş çaplı toplanmanın ve büyük eylemin fitilini ateşlemişti. Twitter üzerinde her kümeden insanın yaptığı çağrılarla akşam 19.00’da eylem başladı. 

Her zaman “basitçe” dağıttığı kalabalığın bu kadar büyümesinin şaşkınlığındaki polis karşısındaki kalabalığı Harbiye’deki dördüncü kattaki ofisimizden bizzat görüyordum. 150 bin kişiydi. Daha Gümüşsuyu ve İstiklal kollarının da olduğunu öğrendik. Ertesi gün ortaya çıktı ki, toplam tepkili eylemci kalabalığı 500 bindi. Üç-dört saatte 500 bin!

İlk hafta sonundaki yayınlarına baktığımızda Yeni Şafak, olayın ne olduğunu çözememiş görünüyor. “İkisi de Orantısız” başlığıyla bir yandan polisin sert tavrına ufak bir dokundurma var, ama “polise şişe attılar, ağaçları korumak için gelip çiçeklerden barikat yaptılar” gazlamaları tüm fotoğraf altları ve metne sinmiş durumda… Misal, olaydan habersiz Bilecikli Hasnun Galip isimli amcamız konu mankeni olsun. Hasnun Emmi, gazeteyi açtığında gördüğü polise mukavemet gösteren bir güruh. Dolayısıyla gözüne sıkılacak gaz, normal.

İlk gün devam haberi 16’ncı sayfada verilmiş. Olayın büyümesinin nedeninin uyku sersemi insanların çadırını yakıp, gözüne sıkan polisin gaddar müdahalesine, kullandığı gazın ne olduğuna, eylemde ne kadar insanın toplandığına dair tek bir bilgi yok. Haberi okuyan, “eylemcileri” rahatlıkla CHP’nin yönlendirdiği 2000 kişi sanabilir. Oysa ki yarım milyon! Ve üzerlerine binlerce kapsül gaz sıkılmasına rağmen bununla ilgili sadece “polis gaz ve tazyikli suyla müdahale etti” var. Müdahale. Doğru, ama arkadan.

Sürmanşetteki spotta geçenler şunlar:

“Polis, BDP’li Sırrı Süreyya Önder, CHP’li Gürsel Tekin ve DİSK’in de destek verdiği gruba dün sabah 05.00 sularında müdahale etti.”

Maşallah, herkesin bir etiketi var. Yani “bildiğin adamlar işte, ey okur. Hep yüce insanımıza laf diyenler. Kim olacağıdı başka?” CHP’li, DİSK, Gürsel filan… Yani onların desteklediği “grup”tan ne olur? Grup; haniyse Şişli ilçe nüfusu.

Devam et Hasnun Emmi… Oku oku: “Taksim Gezi Parkı’nda ağaç kesilmesine karşı başlayan protestoların seviyesiz muhalefete dönüşmesine polisin orantısız müdahalesi eklenince ortaya Olimpiyatlara aday İstanbul’a yakışmayan görüntüler çıktı.”

“Seviyesiz muhalefet”. Araya serpiştirmeye devam. Çak-geç.

Olay daha taze iken ve devam ederken çok büyümediğinden başka gündemlere de yer var o gün. Birinci sayfada konu dışı başka bir anons dikkatimi çekti: “Japon basını kızgın. Tokyo Olimpiyat’ı cahillikten kaybetti”

Yapma yahu! Ne zaman verildi o karar? Eylül’de değil miydi IOC Genel Kurulu? Doğmamış çocuğa donu kim biçti lan? Hasnun Ağa? 

EK 1:
Bir de değerli editörlerimizin "kafa karışıklığı ve moral bozukluğuna" yorabileceğimiz şu kupürümüz var. Haberde Sırrı Süreyya ile birlikte "Faslı veya Mısırlı" bir kadının yaralandığı bilgisi var. Haberin Twitter'dan devşirildiği çok açık. (Bi de laf dersiniz Twitter'a. Tüüü!) Çünkü iki üç gün boyunca Lobna'nın Twitter'da girmediği uyruk kalmadı. Kendisinin Ürdünlü bir babanın Türkiye'de yaşayan kızı olduğu sonradan anlaşılacaktı. Bu arada Lobna "yaralanmadı", başına gelen polis kapsülüyle 25 gün komada kalıp, üç ameliyatla yaşamda kalabildi. 50 gün geçti. Hâlâ tedavide.

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Korku ve ecel günlüğü

Bu e-yazıtı, yaşadığımız ülke tarihinin en şerefli günlerinden 31 Mayıs 2013'teki büyük Gezi Parkı eyleminin sebep olduğu coşkun ve karşı konulamaz eleştiri kültürüne minicik bile olsa bir katkı vermesi için oluşturuyorum. Yazdıklarımı ise, haysiyeti yerlerde sürünen, satılmış bir mesleğin mensubu olarak, salt haber yapmasına bile yöneticileri tarafından üç kuruş günlük menfaat için engel olunan bir ülkede dik duruşlu ve işsiz gazeteci arkadaşlarıma ithaf ediyorum. Gerçeğin peşindeki yorgun mesaileri, yayınlamayan fotoğrafları, görüntüleri ve fikirleri için hepsine teşekkür borçluyuz.
 
Yeni ŞakŞak, adından anlaşılacağı üzere bir Yeni Şafak bozması. Fikir, ilk günden itibaren Gezi Parkı eylemlerinin karşısında yalan-dolanla dolu yayınlarını toplamaya başladığım Tayyip'in sevdiği gazetenin zıvanadan çıkması üzerine şekillendi. Elbette sadece Yeni Şafak değildi saçmalayan... Zengin Ferit'in gemisinden, CNN Türk'e, Star'dan Takvim'e, Sabah'a kadar hepsi, manşetler "tek mutfaktan" çıkacak kadar gerçeklerden (gazetecilikten demiyorum, çünkü yapılan daha çok tetikçilik) uzaktılar. Peki neden bu "dalga-dubara" sayfası için hareket noktası Yeni Şafak?

1. Çünkü bu süreçte haddini en fazla aşanı (Takvim'le birlikte) Yeni Şafak oldu. En fazla yalana başvuran ve tahammül sınırlarını zorlayan onlardı. Akit'in bu konuda belli bir standardı olduğu için, onlar kendi çerçevesi içinde beklentileri gerçekleştirdi. Ama geçmişteki haber dillerini kıyasladığımızda Yeni Şafak'ın bu süreçte eskiye rahmet okuttuğunu gördük. Örneklerini bu e-yazıt'ta ayrıntılarıyla sergileyeceğiz.

2. Yeni Şafak, simgesel olarak AKP iktidarının basındaki yansımasını temsil ediyor. Sonuçta bu başkaldırı özelde Erdoğan'a, genelde AKP zihniyetinin tekçi ve kimseyi ciddiye almayan bakışına karşı bir direnişti. Hükümetin basın takakkümünü temsilen "yandaşlığın" bir prototipi seçilecekse, bu elbette Yeni Şafak (TV olarak da 24) olabilirdi.

3. 28 Şubat'ta üzerine gelinmiş ve o dönemki duruşuyla haklı bir gurur edinmiş bir yayın olduğu için Yeni Şafak. Zira tüm cihetin üzerine geldiği o saldırganlığa karşı duran ve basın özgürlüğünün değerini bilmesi gereken bu gazete, şimdilerde ise muktedirin baskı ve dezenformasyon aracına dönüşüp, geçmişindeki o mirası yedi bitirdi.

4. İbrahim Karagül isimli komplo uzmanı gazetecinin yönettiği Yeni Şafak'ın, böyle bir çalışma için membaa gibi malzeme üretimi yapması, seçimimizde önemli bir rol oynadı. Hakkını verelim.

5.  Son gerekçem de laf: Şafak ve ŞakŞak kelimeleri arasındaki "tensel uyum", beni böyle lanet bir yola iteledi, kahretsin.

E-yazıtı, iki yıldır yazmadığım Çekoslovak üzerinden yapmadım. Çünkü buranın müstakil bir medya eleştiri/paylaşım köşesi olmasını istedim. İlerleyen dönemde belki Gezi dışında gazetecilik üzerine başkaca paylaşımlar yapmaya - umarım - vaktim olur.

Bu yazıta slogan bakarken, elimde harika sayısıyla OT dergisi vardı. Ve onun da arka sayfasında, ellerini kavuşturmuş dirençli pozuyla, düşünür Nuri Pakdil ve sözleri. O zaten demiş diyeceğini, ben de aldım koydum logoya üstâdın dilinden... Şakşakçıları delirten tüm #duranadam'lara saygıyla.

Şevket F. Erbay